Ebeveynini Kaybeden Çocuklar


Ebeveyn kaybıyla ilgili bir yazının başlığı bile ağır değil mi? Bir de içinde “çocuk” geçince daha da ağırlaşıyor. Anne veya baba kaybı kuşkusuz bir çocuğun yaşayabileceği en zorlu deneyimlerden biri. Bir an için bu gece evinizin kapısının yerinden söküldüğünü ve sabaha kadar öyle uyuyacağınızı hayal edin. Neler hissederdiniz? Tedirginlik, kaygı, endişe, telaş, korku? Bir çocuk için de ebeveynini kaybetmek buna benzer. Hayattaki en önemli kalesini yetirmek gibidir. Her türlü kayıp insanoğlu için zordur, çünkü kurulan bir bağın da kaybı demektir.

Ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuğun neler olup bittiğini kavrayabilmesi ve yas sürecini nasıl yaşayacağı içinde bulunduğu gelişimsel dönemle yakından ilişkilidir. 0-2 yaş arasında çocuk ölüm kavramını henüz anlayamaz. Bu dönemde ebeveyn kaybı yaşandığında, çocuk kaybın ve ayrı kalmanın kaygısını hisseder. Diğer ebeveyne yapışabilirler, uyku ve yemek düzenleri değişebilir, sık huzursuzlanabililer. 2-4 yaş arasında ölüm geri döndürülebilir ve geçici bir durum olarak görüldüğünden cevap alsalar da sık sık “Ne zaman gelecek?” diye sorabilirler. 4-7 yaş arasında ölümün ne olduğuna dair merak daha da arttığından sorular daha da artabilir. Bebeksi davranışlar, öfke patlamaları, içe kapanma, uyku ve yeme düzeninde değişiklikler görülebilir. Ebeveynin ölümünden kendilerini suçlayabilirler. Bu dönemde bir ebeveyn kaybı oldukça zordur, çünkü hem zorlayıcı bir durum olduğunu hissederler hem de içinde bulundukları gelişimsel dönem nedeniyle anlamlandırmakta zorluk yaşarlar. Bir yandan “sihirli” hikâyelerde, filmlerde ölen geri geldiğinden anne veya babasının geri geleceğini umarlar, bir yandan da bir sorumlu ararlar. Kaybın ilk aşaması, o kişinin artık olmadığını, kaybın gerçekliğini kabullenmektir. 7 yaşından önce ölümün bir son olduğu algısı tam gelişmediğinden bu dönemde yasın ilk aşaması da eksik kalmış olur. 7-10 yaş dönemindeki çocuklar artık ölümün bir son olduğunu, herkesin başına geldiğini anlarlar. Şok, reddetme, içe kapanma, okul performansında düşme, dışa vurma davranışlarıyla tepkilerini gösterebilirler.

Gelişimsel döneminin dışında, çocuğun ebeveynin kaybını nasıl yaşayacağını etkileyen birçok faktör vardır. Örneğin, öldürülme, afetler, kazalar gibi olaylar sonucunda anne veya babasını aniden ve beklenmedik bir şekilde kaybeden çocuk travmatik stres tepkileri de gösterebileceğinden iyileşme süreci uzayabilir. Çocuğun kayıptan önce fiziksel veya psikolojik sıkıntılarının olup olmaması, ölen ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki, hayatta kalan ebeveynin iyi olup olmadığı gibi birçok etken bu süreçte bir risk faktörü de olabilir, bir koruyucu faktör de.

Bir kayıptan sonra tekrar hayata tutunmadan önceki evre yas sürecidir. Yetişkinlerden farklılıkları olsa da çocuklar da ebeveyn kaybının ardından yas tutarlar. Çocuklardaki yas sürecinin ilk aşaması kaybın gerçekliğini kabullenmektir. Ölümü anlamlandırmak gelişimsel dönemle birlikte geliştiğinden, ölümün bir son olduğunu anlamadıkları bir dönemde ebeveynini kaybeden çocuklar, sonraki gelişimsel dönemlerinde kayıplarını, yas süreçlerini yeniden deneyimler, yeni bir anlam katarlar. Bu açıdan bakıldığında, annesini kaybeden bir çocuk için yaşadıklarını anlamlandırma süresi çevresindeki yetişkinlerden daha uzun bir zaman alabilir. Yas sürecinin ikinci aşaması, kaybın acısını ve getirdiği duyguları deneyimlemektir. Üçüncü aşamada kaybedilen ebeveyn olmadan çevreye uyum sağlarlar. Dördüncü aşama çocuğun kaybettiği ebeveynini başka bir şekliyle hayatına yeniden yerleştirdiği bir süreçtir. Bu evreleri yaşayabildiklerinde sağlıklı bir şekilde yaslarını tutmuş olurlar. Böylece hayata yeniden tutunmaları mümkün hale gelir. Ancak “bir yere gitti gelecek”, “üzülme… böyle söyleme… ağlama… ölene kızılmaz” gibi olumsuz tutumlar çocuğun yas sürecini daha da erteler ya da hiç yaşayamamasına sebep olur. Ertelenmiş bir yas, kayıpla vedalaşamamaya, bazen de anıların travmatik olarak kitlenip kalmasına sebep olur ve sonraki yıllarda çocuğun hayatına bir şekilde çelme takar.

Ebeveynini kaybeden çocuk nelere ihtiyaç duyar?

Bilmeye: Çocuğa ebeveynin ölümü ona en yakın kişi tarafından dürüstçe açıklanmalı, beyaz yalanlar söylenmemeli.

Duygularını ifade etmek isterse bunu destekleyen bir ortama: Çocuk ebeveynin ölümünün ardından konuşmak istemezse zorlanmamalı, ancak öfke, suçluluk, üzüntü gibi duygularını ifade edebileceğini de bilmeli.

Duygularının olduğu gibi kabul edilmesine: Çocuk ölen anne babasına nefret de hissetse “olur mu hiç öyle şey” gibi bir ifadeyle karşılaşmamalı. Düşünceler, tutumlar işlevsel değilse değiştirilebilir ama duygular sadece yaşanır.

Rahatlatılmaya: Çocuğa ölümün kimsenin suçu olmadığı mesajı iletilerek onun kontrolünde olan ve olmayan durumların ayrımı yapılmalıdır. İfade etmese de “babam kötü bir şey yaptığı için öldü”, “ben yaramazlık yaptığım için öldü” gibi sebeplerle yaşadığını anlamlandırmaya çalışabilir.

Dâhil olmaya: Ebeveynini kaybeden bir çocuk etkilenmesin diye başka bir yere gönderilirse, aslında yas tutma hakkı elinden alınmış olur ve çocukta daha çok kaygı yaratır. Çocuk da istiyorsa 6 yaşından sonra bazı ritüellere katılabilir. Bazı kültürlerde ölen kişinin evinde yemek yenir. Bu bir anlamda hayatın devam ettiğinin de göstergesidir. Çocuk da iyileştirici ve destekleyici ritüellere katılabilmelidir.

Nasıl yas tutulacağına dair bir modele: Hayatta kalan ebeveyn veya diğer kişiler çocuğun yanında ağlamaktan, üzülmekten kaçınmamalı ki çocuk da bunları yaşamak için kendisine izin verebilsin.

Rutin düzenin korunmasına: Evdeki kurallar, uyku ve yemek saatleri gibi düzen aynı kalmalıdır. Başka yere taşınma, başka bir okula gitme gibi önemli değişiklikler çok zorunlu olmadıkça ertelenmelidir.

Hayatta kalan ebeveyne: Anne veya babasını kaybeden bir çocuk için en önemli koruyucu faktör diğer ebeveynin desteğidir. Bunun için de ebeveynin bu durumla baş edebiliyor olması, sosyal çevresinden destek görmesi çok önemlidir.

Hatırlamaya: Bu ihtiyaç önce kulağa tuhaf gelse de yas sürecinden sonra kaybımızı hatırlamak son derece sağlıklıdır. İşleri karmaşık hale getiren üzerinden çok uzun zaman geçse de aynı acıyla kaybı hatırlamak veya hiç hatırlamamaktır. Bu nedenle, kaybedilen ebeveyne dair fotoğraflar, eşyalar, anılar hemen ortadan kaldırılmaya çalışılmamalıdır. Ailenin kaybedilen kişiyi hatırlayabileceği bir anı köşesi, anma günü, fotoğraflar, hatıralar hep olmalıdır.

Yaşanan durum ne kadar zorlu olursa olsun doğadaki her sistem yeniden dengesini bulmaya doğru ilerler. Kayıp sonrası sendelemeler, zorluklar veya yas yeniden hayata tutunmadan önce verilen bir moladır. Zihinsel ve duygusal becerileri, baş etme mekanizmaları gelişme aşamasında olan çocukların da kayıplardan sonra zorlanmaları normaldir. Çocukların da yetişkinler gibi kaynakları vardır. Hatta iyileşme hızları ve dayanaklıkları bazen yetişkinleri bile şaşırtır.  Onlar da hayata yeniden tutunmanın yolunu elbette bulabilirler. Yeter ki istemeden de olsa ihtiyaçları ertelenmesin veya yok sayılmasın.

Fotoğraf, pinterest.com sitesinden alınmıştır.

0 görüntüleme

İletişim Bilgileri

0543 624 12 44

Alsancak, İzmir

(Detaylı adres bilgisi için lütfen iletişime geçiniz.)

© 2018 Özden Sevil Gülen

Tüm hakları saklıdır.