"Anne bunu geri verelim mi?"


Kardeşler arasındaki kavgalar ve kıskançlık, çocuklarla çalışırken en sık karşılaşılan konulardan biridir. Kıskançlık, rekabet duyguları bugün hangimiz için kolay ki? Patronumuz yeni gelen çalışana daha iyi davrandığında hissettiğimiz kıskançlığı, yetişkin becerikliliğimizle gizleyebiliyoruz ya da baş edebiliyoruz. Ama çocukların, içinde kaygı, korku, hayal kırıklığı, belirsizlik gibi daha kırılgan duyguları da kapsayan bu güçlü duyguyla baş etme kaynakları henüz bizimkisi kadar gelişmiş değil. Kardeşlik, kıskançlık duygusuyla çoğu zaman ilk tanıştığımız alan. Bu duyguyu yaşamayı zorlaştıran çocuklardan ziyade anne-babalar.

Bu yazıyı yazmadan önce şimdiye kadar neler yazılmış diye internete bir göz attım. Çoğu videonun, yazının başlığı şu: Kardeş kıskançlığı nasıl önlenir?

Bir adım geriye atalım. Kardeşler arasındaki kıskançlık engellenmesi gereken bir şey mi? Ya da duygular engellenir mi? Engellenmeli mi? Engellenebilir mi? Yok sayılan, kötü/olmaması gereken diye bir kenara ayrılan tüm duygular giderek daha zorlayıcı bir hale gelir, başka duygulara karışır ve adeta ruhumuzda tıkanır kalır.

Kardeşler kavga eder, deyim yerindeyse birbirlerini yerler. Anne-babalar için kolay olmasa da, bu kavgalar çoğunlukla zarar verme niyeti taşımaz. Hatta bir süre kavga etmedilerse “Hadi kavga edelim” deyip kavga eden kardeşler vardır. Bu didişmeler, kavgalar, yaşadıkları kıskançlığın oluşturduğu enerjinin boşaltılması gibidir. Bazen birbirlerini boğazlayacak sanırsınız, bazen de aralarından su sızmaz. Bu gel-gitler, çoğu zaman kardeşlerin gelişim dönemleri eşitleninceye kadar devam eder, ancak ondan sonra dertleşme, birbirine destek olma ve yakınlaşma ağır basar.

Peki, işler ne zaman karışır?

Anne-babalar olumsuz duyguların ifade edilmesine destek olmak yerine, çocukları kardeşlerine karşı olumlu duygular hissetmeleri için zorladıklarında,

Taraf tuttuklarında, kavganın haklı/haksız tarafının kim olduğu yargısına vardıklarında,

Her kavgaya müdahale edip durdurmaya çalıştıklarında,

Kardeşleri olumlu ya da olumsuz şeyler üzerinden birbirleriyle kıyasladıklarında, diğer kardeşi referans alarak bir şey söylediklerinde,

Her şeyi aynı-eşit (aynı saç traşı, aynı kıyafet, eşit miktarda kurabiye, eşit miktarda zaman) yapmaya çalışıp, adilliğin eşitlikten değil her çocuğun ihtiyacına uygun olanı vermekten geldiğini unuttuklarında,

Ablaları-ağabeyleri, aslında anne-babanın sorumluluğu olan, “göz kulak olma” görevine atadıklarında.

“Anne bunu geri verelim”, “Bu çocuktan nefret ediyorum”, “Onu benden daha çok seviyorsun” gibi anne-babaları köşeye sıkıştıran birçok cümlenin arkasında aslında tek bir dert var: Kendini biricik hissetme ihtiyacı. Her çocuk, kendisinin biricik olduğunun anne-babası tarafından görülmesini ve ifade edilmesini ister. Her çocuk aynı şekilde değil, tekil olarak sevilmek ister. Bu istek, kardeş gelince daha da artar. Çünkü kıskançlık, yerinizin sağlam olduğundan emin olamadığınızda sizi yakalar.

Kardeş doğumu tüm aile sisteminde bir değişimi beraberinde getirir. Anne babalar kadar büyük çocuk/lar da yeni doğan kardeşe alışmak için bir süreye ihtiyaç duyar. Bu süreçte, büyük çocuğun karmakarışık duygular yaşaması, birbirine zıt gibi görünen davranışsal tepkiler vermesi beklenen bir adaptasyon sürecidir. Anne babaların abla/ağabeyi yanında yeni doğan çocuğu sevmemeleri, hatta kıskançlık duygusunu yaşamasın diye yeni doğan hakkında olumsuz şeyler söylemeleri, büyük çocuğun bu adaptasyon sürecini zorlaştırır, kardeşleri arası olumlu ilişkinin kurulmasını geciktirebilir. Bu aynı zamanda yeni doğan için de pek adil bir durum değildir. Tıpkı büyük çocuk gibi o da dikkatin onun üzerinde olmasına, ilgilenilmesine, biricik hissetmeye ihtiyaç duyar. Anne-babalar, kardeşinin bakıma, korunmaya, sevilmeye ihtiyacı olduğunu ve kendisine verildiği gibi bunların hepsinin kardeşine de verileceğini anlatarak, aslında büyük çocuklarına adillik, merhamet, paylaşma gibi birçok değeri öğretirler; büyük çocukların da yeni doğana sevgi kadar “saygı” duyma konusunda model olurlar.

Bir kardeşin doğumu aslında büyük çocuk için bir kayıp da demektir. Evin tek çocuğu olma rolünün kaybedilmesi bunlardan sadece biridir. Bu kayıp ile beraberinde gelen hayal kırıklığı çoğu zaman kıskançlıkla el ele gider. Çocuğun bu hayal kırıklığını ve kıskançlığı yaşamasına izin vermek, ifade etmesine destek olmak, bu duyguları yok saymamak ya da engellememek; aile ya da arkadaşlık sistemine yeni birisi dahil olduğunda, bunun kendisinin sevilmeyeceği anlamına gelmeyeceğini öğrenmesinin ilk adımıdır. Aynı zamanda, tüm duyguların yaşanıp ifade edilmediği, birinin diğerine saygı duymadığı bir ilişki içinde işbirliği, yakınlık gibi olumlu paylaşımların gelişmesi zordur.

Kardeşler arasındaki kıskançlık son derece normal, (her duygu gibi) var olan, yaşanan, yaşanması gereken bir duygu halidir. Ayrıca, kıskançlık sevebilme kapasitemizden gelir.

Fotoğraf, pinterest.com sitesinden alınmıştır.

0 görüntüleme

İletişim Bilgileri

0543 624 12 44

Alsancak, İzmir

(Detaylı adres bilgisi için lütfen iletişime geçiniz.)

© 2018 Özden Sevil Gülen

Tüm hakları saklıdır.